İdrar Kaçırma İçin Hangi Doktora Gidilir? İdrar Kaçırma Sorununa Hangi Bölüm Bakar?
İdrar Kaçırma İçin Hangi Doktora Gidilir? İdrar Kaçırma Sorununa Hangi Bölüm Bakar?

 İdrar Kaçırma İçin Hangi Doktora Gidilir?

 Ülkemizde hemen hemen her dört kadından birinde sıkça görülen idrar kaçırma sorunu çok utanılan bir sorun olarak görüldüğü için genellikle gizlenir ve bu nedenle de tedavisi geciktirilir. Kırsal kesimlerde özellikle de daha çok doğum yapan ve ileri yaştaki kadınlarda bu durum normal görülse de şehir hayatında iş ve sosyal hayatı önemli ölçüde olumsuz etkiler. Bu sorunun teşhis ve tedavisi için de kadın doğum uzmanı ya da ürologa başvurmanız gerekir.

 İdrar Kaçırma Sorununa Hangi Bölüm Bakar?

 İdrar kaçırma, bir kişinin mesanesini istediği gibi kontrol edememesi ve idrarın dışarı sızmasını önleyememesi durumu olarak bilinir. Öksürme, hapşırma, hamilelik ya da obezite durumlarında idrar kaçırma çok daha sık görülür.

 Yaşlandıkça çok daha sık rastlansa da, her yaşlı bu sorunu yaşamaz. Mesane, tamamen boşalmaya hazır olana kadar idrarı depolar. Pelvisin alt tarafında bulunan kaslar mesaneyi de yerinde tutar. Normalde ise, mesane düz kasları daha da gevşeterek idrarı depolar.

 İdrar kaçırma, bir tür hastalık değil, bir hastalığın belirtisidir. Günlük hastalıklardan, alışkanlıklardan ya da fiziksel sorunlarından da kaynaklanabilir. İdrar kaçırma nedeninizin bir doktor tarafından doğru bir şekilde teşhis edilmesi, sorunun çözümü için oldukça önemlidir. Eğer idrar kaçırma sorununuz varsa başvurmanız gereken bölüm ise, “Üroloji” ya da “Kadın Hastalıkları ve Doğum” bölümleridir. İdrar kaçırma sorunu, hayatı sekteye uğratacak ciddi boyutlara ulaştıysa mutlaka bir kadın doğum uzmanı ya da ürologdan destek almanız gerekir.

Az su içenlerde idrar yolu enfeksiyonu gelişme riski daha yüksek

Az su içenlerde idrar yolu enfeksiyonu gelişme riski daha yüksek

 

Yaz aylarında en çok bu besinleri tüketin
Yaz aylarında en çok bu besinleri tüketin

Yaz aylarında aşırı terleme sonucu sıvı ve mineral kayıpları artar bu nedenle bol su tüketerek sıvı kaybını, günde 1-2 adet sade maden suyu tüketerek de mineral kayıplarını yerine koymak gerekir. Kış aylarında günlük sıvı ihtiyacı kilogram başına 30 ml iken yaz aylarında 35 ml’ye çıkar. Yani 70 kg bir bireyin yaz aylarında günlük sıvı ihtiyacı 2450 ml’dir. Bu ihtiyaç karşılanamadığında yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, odaklanamamak gibi problemler kendini gösterir.

Kola ve gazoz yerine ayran ve soğuk yeşil çay 

Yaz aylarında soğuk içecekler tüketme isteği artar. Bu isteği karşılamak için şeker içeriği yüksek kola, gazoz gibi sağlıksız içecekler yerine ayran, soğuk yeşil çay gibi sağlıklı içecekler tercih edilmelidir. 1 su bardağı demlenmiş yeşil çay, limon dilimleri, 1 dilim ananas, 3-4 dal nane yaprağı ve 2 su bardağı suyu karıştırıp 1-2 saat dolapta bekleterek hazırlayabileceğiniz ananaslı soğuk yeşil çay hem yazın artan ödem probleminizi çözecek hem de içmeye doyamayacaksınız.

Doğa en uygun besinleri sunuyor

Yaz aylarının gelmesiyle bol sulu çilek, kiraz, yeni dünya, karpuz, erik, vişne, kavun, karpuz, dut, böğürtlen, ahududu, şeftali, nektarin, incir gibi meyveler ve bezelye, kabak, patlıcan, bakla, domates, taze fasulye, semizotu, bamya gibi sebzeler raflarda yerini almaya başlar. Bu besinleri beslenmenize ekleyerek sıvı, vitamin, mineral ve lif ihtiyacınızın karşılanmasına destek sağlayabilirsiniz.

Dondurmasız yaz olmaz!

Yaz aylarının olmazsa olmazlarından biri dondurmadır. Rafine şeker içeren ve bol kalorili dondurmalar yerine kolaylıkla kendi sağlıklı dondurmanızı yapabilirsiniz. Ev yapımı çilekli-muzlu dondurma; 2 adet dondurulmuş muz ve 6 adet dondurulmuş çileği robottan geçirin ve üzerine 1 yemek kaşığı süt ekleyin tekrar robottan geçirin. Son olarak 30 dk buzlukta bekletin ve afiyetle tüketin.

Karpuz ye, cildini koru!

Likopen deyince ilk akla gelen domates olsa da karpuz domatesten daha fazla likopen içerir. Likopen UVA ve UVB ışınlarını emerek güneşin zararlı etkilerinden cildi korur.

Zehirlenmelere dikkat! 

Yaz aylarında artan hastalıklardan biri olan besin zehirlenmelerinden korunmak için potansiyel riskli et, tavuk, balık, yumurta gibi besinlerin tazeliğinden, iyi pişmiş olmasından, saklama ve hazırlama koşullarından emin olmalısınız. Bununla birlikte bu besinleri pişirirken kızartma gibi ağırlık hissinizi artıracak zararlı pişirme yöntemleri yerine ızgara, buğulama, haşlama veya fırında pişirme yöntemlerini tercih etmelisiniz.

Detoks diyetleri sağlıklı mı? – Sağlık Haberleri
Detoks diyetleri sağlıklı mı?

Vücudumuza başta beslenme olmak üzere farklı yollarla alınan zararlı ve atık maddeler ve toksinlerden kurtulma olarak tanımlanan detoks, yapılan belirli uygulamalara bağlı olarak; zararlı atıkların vücuttan uzaklaştırılmasına hız kazandırmaktadır. Tarihçesi çok eski Hint geleneklerine ve Budist ritüellerine dayanan detoks, süreç boyunca yağlı, tuzlu ve unlu gıdaların tüketilmediği; hayvansal gıdalar, tahıl ve baklagillerin tamamen yasak olduğu, bu besinler yerine yalnızca taze sebze, meyve ya da su ile beslenerek gerçekleştirilen toksin arıtma uygulamalarıdır. Çok sayıda çeşidi olduğu gibi, süreleri 1 hafta ile 6 ay arasında değişen detoks uygulamaları mevcuttur.

Detoks Nasıl Yapılır?

Detoksun temelinde vücutta biriken toksinlerin atılması ve bedenin yenilenmesi amacı yatmaktadır. Yüzlerce yıllık geleneğe sahip detoks uygulamaları, ritüele göre bedeni yenilmekte, zararlı kimyasallardan arındırmakta ve ömrü uzatmaktadır. Vücutta toksin birikmesinin iki temel nedeni vardır. Bunlardan birincisi endojen adı verilen ve vücudun kendi içinde tamamen doğal nedenlerle biriken atıklar, ikincisi ise eksojen adı verilen ve sonradan dışarıdan alınan atıklardır.

Bu toksinlerin vücutta birikmesi pek çok hastalığın da nedeni olarak görülürken, doğal boşaltım sistemiyle atılan zararlı toksinler vücudun temizlenmesi açısından yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle yalnızca doğal meyve ya da saf sus ile belirli bir süre beslenerek vücuttaki zararlı maddelerin atılması şeklinde uygulanmaktadır. Bu durumu kirli su dolu bir bardağa, sürekli olarak temiz su ekleyerek, kirliliğin en aza indirilmesi şeklinde örnekleyebiliriz. Dolayısıyla belirli bir dönem vücuda yalnızca su ve meyve alarak, biriken toksinlerin boşaltım sistemiyle vücuttan atılmasının amaçlandığı söylenebilir.

Detoks Diyeti Nedir?

Aslında vücutta biriken zararlı kimyasalların atılması olarak bilinen detoks, son yıllarda zayıflama tekniği olarak da kullanılmaya başladı. Detoks diyeti olarak moda haline gelen uygulamaların toksinlerden arınma metodu olarak kullanılmasında hiçbir sakınca görmeyen uzmanlar; bu tekniklerin salt zayıflama amacına yönelik olarak uzun süre yapılmasının yarardan çok zarar vereceği yönünde hem fikir. Detoks, uygulandığı dönemde karbonhidrat ve protein ağırlıklı beslenmenin en aza indirilmesinden kaynaklı olarak hızlı kilo kaybı yaşanmaktadır. Metot bakımından uygulanması en zor ve sabır isteyen diyet çeşitlerinden biri olduğu bilinmektedir.

Detoks Diyetleri Zararlı mı?

Az önce bahsettiğimiz gibi diyet amacına yönelik detoks uygulamaları kısa süreli olduklarında sorun yaratmamakla birlikte, uzun süreli olarak yapıldıklarında hızlı kilo kaybına bağlı olarak karaciğer yetmezliği, şeker hastalığı, kalp yetmezlikleri gibi önemli sorunları da beraberinde getirmektedir. Genel olarak değerlendirdiğimizde detoks diyetinin zararlı olduğunu ve yapılacaksa dahi diyet danışmanı eşliğinde gerçekleştirilmesi gerektiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Çocuklarınızın yedikleri davranışlarını etkiliyor – Sağlık Haberleri
Çocuklarınızın yedikleri davranışlarını etkiliyor

Bağırsak sağlığı, çocukların bağışıklık sistemi için en az yetişkinlerde olduğu kadar önemli. Bağırsak mikrobiyomu ise bağırsak sağlığı içinse temel olarak gösteriliyor. Yapılan yeni bir çalışma, çocuklarda bağırsak mikrobiyomunun sadece bağışıklık için değil, davranışlar üzerinde de etkili olduğunu ortaya koydu. Başka bir deyişle bağırsak sağlığı ve bağırsak florası, çocuğun davranışlarını etkileyen faktörler arasında…

Bilindiği gibi bağırsak mikrobiyotası hem bağışıklık sistemiyle hem de vücuttaki diğer sistemlerle doğrudan ilişkili. Bağırsak florasının davranışlar ve duygudurumu ile olan bağlantısı ise bebeklikte başladığını tespit eden yeni bir araştırma yapıldı. Sonuçlara göre, özellikle erkek çocuklarda DEHB (dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu), depresyon ve anksiyete gibi sorunlar bebeklik dönemindeki bağırsak mikrobiyotasının sağlığı ile doğrudan alakal

Pediatric Research adlı bilimsel dergide yayınlanan çalışmada, bebeklikteki bağırsak mikrobiyomunun erken çocukluk döneminde davranış problemleri ve depresif eğilimlerle ilişkili olduğu bulundu. Çalışmada ortaya çıkan bir diğer sonuç ise, bu eğilimin özellikle erkek çocuklar için söz konusu olması.

ABD’deki Dartmouth Geisel Tıp Okulu tarafından yapılan araştırma, bugüne kadar elde pek veri bulunmayan bir konuya eğildi. Bebeklik dönemindeki bağırsak mikrobiyomunun çocukluk dönemindeki psikoloji üzerindeki rolünü ölçmek bugüne kadar pek mümkün olmuyordu. Bağırsak mikrobiyomunun kız ve erkek çocukların davranışlarında farklılık gösterip göstermeyeceğini ortaya koyacak veriler de bugüne kadar yol denecek kadar azdı. Araştırmacıların ifade ettiğine göre, önceki çalışmalar zaten depresyon ve kaygı sergileyenleri ele alıyordu. Bebeklik döneminden itibaren bağırsak florasını inceleyen ve bunun 3 yaş ve sonrasındaki etkilerini ölçen araştırmanın ise ilk defa yapıldığı ifade edildi.

Bebeğe verilen gıdalar çocuğun psikolojik gelişimini etkiliyor

Yapılan çalışma, bağırsak mikrobiyomunun çocuk sağlığına olan etkisinin henüz bebeklik döneminde başladığını ortaya koydu. Sonuçlar ele alındığında, probiyotiklerin kullanılması veya probiyotik kaynağı anne sütü için emzirmenin teşvik edilmesi gibi destekler ilk akla gelen çözümler olarak sıralanıyor.

Çalışma ekibi, öncelikle çevresel faktörlerin hamilelik ve doğum üzerindeki rolünü araştırmaya karar verdi. Doğumdan itibaren gelişen mikrobiyomun çocukların sağlık durumuna etkisini anlamak için bir grup çocuk üzerinde takip yapıldı. Araştırmacılar, 260 bebekten altı haftalık, bir yaşında ve iki yaşında olduklarında bakıcıları tarafından alınan dışkı örneklerini analiz etti. Böylece her katılımcının bağırsağında bulunan mikrop türleri ve işlevlerin özellikleri belirlendi.

Daha sonra, davranışsal gelişimlerini değerlendirmek için çocuklarda ve genç yetişkinlerde çok çeşitli klinik ve uyumsal davranışları ölçüldü. Yapılan ilk tespite göre, mikrobiyom değişiklikleri davranışsal değişikliklerden önce meydana geliyordu. Asıl önemli bulgu ise “Bebek mikrobiyomu çocukluk dönemini nasıl etkiler?” sorusuna cevap niteliğindeydi.

Donuk omuz neden olur, nasıl tedavi edilir?
Donuk omuz neden olur, nasıl tedavi edilir?

Donuk omuz belirtileri nelerdir?

Omuz bölgesinde ağrı başladığında donuk omuzun farkına varırsınız. Ağrı daha sonra hareketinizi sınırlamanıza neden olur. Omuzu daha az hareket ettirmek ise sertliğini artırır ve çok geçmeden omzunuzu eskisi gibi hareket ettiremediğinizi fark ederseniz. Yüksek raftaki bir öğeye ulaşmak imkansız değilse de zorlaşır. Şiddetli olduğunda, giyinme gibi omuz hareketlerini içeren günlük görevleri yapamayabilirsiniz.

Donuk omuza ne sebep olur?

Hormonal dengesizliğiniz, şeker hastalığınız veya zayıflamış bir bağışıklık sisteminiz varsa, eklem iltihabına yatkın olabilirsiniz. Yaralanma, hastalık veya ameliyat nedeniyle uzun süre hareketsiz kalma nedeniyle sertleşen dokular iltihaplanma ve yapışıklıklara karşı daha savunmasız hale getirir. Ciddi durumlarda, skar dokusu oluşabilir. Bu, hareket alanınızı ciddi şekilde sınırlar. Genellikle, durumun gelişmesi iki ila dokuz ay sürer.

Kimler risk altındadır?

Durumun orta yaşta ortaya çıkma olasılığı daha yüksektir ve kadınlarda daha sık görülür. Şeker hastalığınız varsa riskiniz üç kat daha fazladır. Risk altındaki diğer kişiler şunlardır:

-Bir yaralanma veya ameliyattan sonra uzun süre omuz askısı takması gereken kişiler,

-Yakın zamanda geçirilmiş bir inme veya ameliyat nedeniyle uzun süre hareketsiz kalanlar,

-Tiroit bozukluğu olan kişiler.

Donuk omuz nasıl teşhis edilir?

Omzunuzda sertlik ve ağrı hissederseniz, mutlaka en kısa zamanda doktorunuza görünün. Fiziki muayene, hareket aralığınızın değerlendirilmesine yardımcı olur. Doktorunuz, siz belirli hareketleri gerçekleştirirken gözlemler ve omzun hareket açıklığını ölçer.

Birkaç test de gerekli olabilir. Doktorunuz, rotator manşetinizde veya diğer patolojilerde yırtılma olup olmadığını belirlemek için manyetik rezonans görüntüleme taraması (MRI) yapabilir. Artrit veya diğer anormallikleri kontrol etmek için röntgen de alınabilir. Röntgen öncesinde, doktorunuzun omzunuzdaki problemleri görebilmesi için omuz ekleminize boya enjekte etmeyi içeren bir artrograma ihtiyacınız olabilir.

Donuk omuz nasıl tedavi edilir?

Donuk bir omuz tedavi edilmeden bırakılabilir, ancak ağrı ve sertlik üç yıla kadar kalabilir. Fizik tedavi, ilaç tedavisi ve ameliyat seçenekleri tedavi için uygulanabilir.

Fizik tedavi, donuk omuz için en yaygın uygulanan tedavidir. Amaç, omuz ekleminizi germek ve kaybedilen hareketi yeniden kazanmaktır. İlerlemeyi görmek birkaç haftadan dokuz aya kadar sürebilir. Nazik hareket açıklığı egzersizlerinden oluşan bir ev egzersiz programı önemlidir. Altı aylık yoğun, günlük egzersizlerden sonra ilerleme görülmüyorsa, diğer seçeneklerden biri değerlendirilebilir. Ağrıyı tedavi etmek ve eklem iltihabınızı azaltmak için ilaç tedavisi uygulanabilir.

Günde birkaç kez omzunuza 15 dakika buz torbası koymak ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Fizyoterapistiniz yapmanız gereken egzersiz türlerini, bunları ne sıklıkta yapmanız ve kendinizi ne zaman daha fazla zorlamanız gerektiği konusunda talimatlar verecektir.

Cerrahi tedavisi nasıldır?

Fizik tedavi durumunuzu iyileştirmezse, cerrahi yöntemlere başvurulabilir. Cerrahi yöntemlerle omuz yerine yerleştirilebilir, herhangi bir yapışıklığı kırmaya yardımcı olmak için genel anestezi altında tam hareket aralığına yerleştirilir.

Diğer bir seçenek ise artroskopik cerrahidir. Bu ameliyat türü, omzunuzda küçük bir kesi yapmayı ve yara dokusunu çıkarmak veya serbest bırakmak için “artroskop” adı verilen bir kamera kullanmayı içerir. Bu, omzun kaybettiği hareketini geri kazanmasını sağlar. Donuk omzunuz bir yaralanmanın sonucuysa, yaralanmadan sonraki birkaç hafta içinde gerçekleştirilirse ameliyat genellikle daha başarılı olur.

Ameliyat genellikle ayakta tedavi bazında yapılır. Dikişleriniz büyük ihtimalle 10 gün sonra alınır. Ameliyat sonrası genellikle fizik tedavi gerekebilir. Birçok hasta üç ay içinde tam hareket açıklığına kavuşabilir. Ameliyat olduysanız, sorunun tekrarlamaması için sonraki aylarda terapi egzersizlerine devam etmeniz önemlidir.

Erken tedavi, durumun kötüleşmesini önlemeye yardımcı olur. Şeker hastalığınız varsa, uygun şekilde yönetmek donuk omuz riskinizi azaltabilir.

Kuru cilt kırışıklıkların en büyük nedeni
Kuru cilt kırışıklıkların en büyük nedeni

DOĞRU NEMLENDİRİCİ SEÇİMİ

Herhangi bir sağlıklı cilt bakımı rutininin ilk adımı cilt tipinizi anlamaktır . Bunu yaptıktan sonra, cilt tipiniz için doğru nemlendiriciyi kolayca seçebilirsiniz.

Şiddetli cilt kuruluğu ile uğraşırken, bu tür cilt koşullarını tedavi etmek için tasarlanmış ürünler kullanın.

Nemlendiricinizde karite yağı, petrol, laktik asit, gliserin ve hyaluronik asit gibi maddeler arayın. Bu bileşenler cildinizi nemlendirmede oldukça etkilidir.

DOĞRU ZAMANDA NEMLENDİRİN

Cildinizi nemlendirmek her zaman istediğiniz sonucu size vermez. Başvurunuzun zamanlaması da çok önemlidir. Günde iki kez nemlendirmek kuru ciltle baş etmenin en iyi yoludur.

Sabahları ve yatmadan hemen önce cildinizi nemlendirmek için mükemmel bir zaman. Ayrıca uzmanlar, banyodan hemen sonra cildinizi nemlendirmenizi önerir.

Bu, cildinizin nemli olduğu ve nemlendiriciden maksimum faydayı alabildiği zamandır.

TONER KULLANMAYA BAŞLAYIN

Kuru cilt, uzun süreli bir cilt durumudur. Bir gecede geçmiyor. Özellikle nemlendiriciniz cildinizi nemlendirmeye yetmediğinde mutlaka nemlendirici bir toner tercih etmelisiniz. Yüzünüzü yıkadıktan sonra toner uygulamak cildinizi nemli ve sağlıklı tutacaktır.

NEMLENDİRİCİ SERUM KULLANIN

Tipik olarak, serumlar belirli cilt sorunlarını tedavi etmek için aktif bileşenlerle yapılır.

Özellikle cilt nemlendirmesi için yapılmış bir serum seçin. Serumu yüzünüzü temizledikten sonra veya tonerden sonra kullanabilirsiniz.

Cilt kuruluğu, düzenli cilt nemlendirmesinden sonra bile oluşabilir. Bazı kasıtsız cilt bakımı hatalarınız veya sağlık durumu, bazı ilaçlar ve genetik gibi faktörler nedeniyle olabilir. Ancak doğru nemlendirme tekniklerini takip etmek cilt problemlerinizi çözebilir ve ışıl ışıl bir cilde sahip olmanızı sağlayabilir

Tüp bebek tedavisi sonrası doğal yolla hamile kalmak mümkün mü?
Tüp bebek tedavisi sonrası doğal yolla hamile kalmak mümkün mü?

Tüp bebek tedavisinden sonra doğal gebe kalma meydana gelebilir. Yapılan bir araştırma, tüp bebek tedavisi 2.134 çiftten yaklaşık yüzde 20’sinin tedaviden sonra kendi kendine hamile kaldığını ortaya çıkardı. Doğurganlık tedavisi için başvuran birçok çift kısır değil, subfertiledir (gebe kalmada bir gecikme). Bu nüans önemlidir:

Kısırlık, çiftlerin kendi başlarına hamile kalamaması durumunda ortaya çıkar. Ya kadının ya da eşinin doğal gebeliği imkansız kılan bir sağlık durumu vardır.

Kısırlık, çiftlerin kendi başlarına hamile kalma şansının daha düşük olduğu zamandır. Hafif sperm eksiklikleri, yumurtlama disfonksiyonu veya tubal hastalık dahil olmak üzere çeşitli koşullar katkıda bulunabilir. Kısırlığı olan çiftler sağlıklı ve başarılı gebelikler yaşayabilirler.

Doğurganlık tedavisi

Çiftler hamile kalmak için acele edebilirler ve doğurganlık değerlendirmesi için doktorlarını erken ziyaret edebilirler. Yumurtlama bozukluğu gibi bazı bariz endişeler hemen ele alınmalıdır, ancak çiftlerin yaklaşık yüzde 80’i kendi başlarına denedikten sonra bir yıl içinde gebe kalır. Doğal doğurganlığı optimize etmenin en iyi yolu, çiftin cinsel ilişki sıklığını artırmaktır.
Bununla birlikte, bazen tüp bebek tedavisi gebe kalmak için gerekli olabilir. Hamileliği planlarken, hamile kalma yeteneğinizi etkileyebilecek belirli faktörleri göz önünde bulundurmak önemlidir. Bu faktörler:

Gebe kalma zorlukları

Birçok koşul hamile kalmayı zorlaştırabilir. Kısırlık vakalarının yaklaşık üçte biri kadın faktörü, üçte biri erkek faktörü ve kalan üçte biri ya açıklanamayan ya da tedavisi mümkün başka nedenlerle ilişkilidir.

Anne adayının yaşı

Kadınlar yaklaşık 1 milyon yumurta ile doğarlar ve yaş ilerledikçe yumurtalık sayısı azalmaya başlar. Sadece mevcut yumurta rezervi zamanla azalmakla kalmaz, kaliteleri de düşer. Azalan yumurta kalitesi hamilelik ve düşük oranlarını etkileyebilir.

Ayrıca, birçok kadın hamileliği ertelemeyi tercih eder. Kadın doğum uzmanınız yumurtalık rezervinizin değerlendirilmesinde size yardımcı olabilir.

Genel sağlık koşulları

Erkeklerde genetik koşullar sperm üretimi ve doğumunda sorunlara neden olabilir. Yüksek tansiyon veya diyabet gibi sağlık koşulları da gebe kalma olasılığını azaltabilir.

Kadınlarda en sık görülen rahatsızlıklar yumurtlama bozukluğu veya tüp hastalığıdır. Bununla birlikte, fibroidler, adenomyozis ve endometriozis gibi diğer durumların da önemli bir etkisi olabilir.

Radyasyon ve kemoterapi gibi kanser tedavileri veya alkol veya sigara gibi belirli çevresel faktörlere aşırı maruz kalma, erkek ve kadınlarda doğurganlığı bozabilir. Hamile kalmaya çalışmadan önce, kadın doğum uzmanınız genel sağlığınızı optimize etmenize yardımcı olabilir.

Hangi durumlarda kadın doğum uzmanına başvurulur?

Bebek sahibi olmaya karar verdikten sonra, spontan hamileliği beklemek zor olabilir. Aşağıdaki durumlarda çok fazla vakit kaybetmeden kadın doğum uzmanına başvurulması gerekebilir:

• 35 yaşından küçükseniz ve bir yıldır hamile kalmaya çalışıyorsanız,

• 35 yaşında veya daha büyükseniz ve altı ay veya daha uzun süredir gebe kalmaya çalışıyorsanız,

• 40 yaşında veya daha büyükseniz ve hamile kalmak istiyorsanız,

• Düzensiz veya ağrılı dönemler, endometriozis veya polikistik over sendromu (PCOS) varsa,

• Birden fazla düşük yaşadıysanız,

• Kalıtsal bir genetik bozukluğa sahipseniz,

• Kanser tedavisi gördüyseniz.

Doğurganlık uzmanınız sizi ve eşinizi kapsamlı bir şekilde değerlendirecektir. Doğurganlık sorununa türüne göre tedavi kişiye özel olarak planlanır. Tüp hasarı veya anovülasyon gibi bazı tanılar daha basittir. Azalmış yumurtalık rezervi ve tekrarlayan gebelik kaybı gibi sorunların tedavisi daha karmaşıktır. Tedavi seçenekleri arasında IVF yani tüp bebek tedavisi de yer alır. Tüp bebek tedavisi sorunu doğurganlığa engel olan sorunların bazıları ortadan kaldırılabileceği için sonrasında doğal yolla hamile kalınması mümkün olabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İdrar Yolu Enfeksiyonu İçin Hangi Doktora Gidilir? İdrar Yolu Enfeksiyonuna Hangi Bölüm Bakar?
İdrar Yolu Enfeksiyonu İçin Hangi Doktora Gidilir? İdrar Yolu Enfeksiyonuna Hangi Bölüm Bakar?

 İdrar Yolu Enfeksiyonu İçin Hangi Doktora Gidilir?

 İdrar yolu enfeksiyonu problemi ile karşı karşıyaysanız üroloji uzmanından randevu alıp muayene olmanız gerekir. Üroloji bölümünün bulunmadığı ya da acil olarak muayene olmanız gereken durumlarda yetkili olan bölüm ise iç hastalıkları yani dahiliyedir.

 İdrar Yolu Enfeksiyonuna Hangi Bölüm Bakar?

 Devlet hastanelerinde ve özel teşebbüs ile kurulan hastanelerde boşaltım sistemi ile ilgili olan hastalıklar ‘Üroloji’ bölümünün üzerinde çalıştığı bir alandır. Ancak enfeksiyonun ilerlediği, böbreklerin de artık enfekte olduğu ve ilerlemiş bir sorunun tespitinin yapıldığı durumlarda Üroloji ve Dahiliye bölümleri iş birliği yaparak çalışır.

 İdrar Yolu Enfeksiyonu Belirtileri Nelerdir?

Sık sık idrara çıkma isteği

İdrar olmamasına rağmen hastanın mesanesinin dolu olduğu hissine kapılması

İdrar sırasında yanma

Kanlı idrar

Eğilme, zıplama ve koşma durumlarında karnın altında oluşan keskin sancı

İdrarın renginin her zamankinden farklı olması

Bölgenin sürekli olarak kaşınması

enfeksiyonun olduğuna dair belirtiler oluşturmaktadır. İdrar yolları enfeksiyonunda hasta günde 20 kereye yakın lavaboya gitme ihtiyacı duyabilir. Sorun, virüs kökenli olduğundan kendi kendine iyileşmez, antibiyotik tedavisi görülmelidir.

 İdrar Yolu Enfeksiyonu Tedavisi Ne Kadar Sürer?

 İdrar yolu enfeksiyonu tedavisi doğru antibiyotiklerin kullanımı ile ortalama 1 haftalık bir süre zarfı içerisinde çözüme kavuşmaktadır. Kişisel hijyene dikkat edilmemesi, umumi tuvaletler ya da anatomik yapı sebebi ile enfeksiyon kapmaya müsait olunması sorunun tekrarlayabilmesine neden olur.

Hormon Bozukluğu İçin Hangi Doktora Gidilir? Hormon Bozukluklarına Hangi Bölüm Bakar?

Hormon Bozukluğu İçin Hangi Doktora Gidilir? Hormon Bozukluklarına Hangi Bölüm Bakar?

 

 

 

Parlak ve ışıltılı bir cilte sahip olmanın yolu
Parlak ve ışıltılı bir cilte sahip olmanın yolu

Mezoport içerdiği hyalüronik asit, 12 vitamin, özellikle antioksidan etkili aminoasitlerin de olduğu yirmiden fazla aminoasit, koenzimler, DNA, polipedtidler, glutatyon, gingko biloba, mannitol, DMAE, organik silika, traneksamik asit ve botoks ile cildin parlaklığını, aydınlığını, nem oranını, kırışıklıkları, elastikiyetini, gözenek açıklığı, kalınlığını ve homojen görünümünü belirgin şekilde onarmaktadır. İçerdiği ürünler ile cildin problemlerini hem onarmakta hem de dengelemektedir.

Mezoport cildin yıpranma oranına göre, 15 gün ara ile 2 veya 3 seans şeklinde uygulanmaktadır. Cildin canlılığı ve ışıltısı artmakta, kırışıklık ve kuruluğu azalmaktadır. İlk seanstan hemen birkaç gün içinde etkisini gösteren mezoportun etkisini koruyabilmek için 6 ayda bir seans koruma seansı yapılmalıdır. Her yaşta ve her mevsim 24 saat uygulanabilen bir uygulama olup, iğne yerlerinde morluk olmadığı sürece güneşten koruma ihtiyacı göstermez. İğne deliklerinin olduğu yerde morluk varsa, morluk geçinceye kadar güneş ışınları ve solaryumdan uzak durmak gerekir.

Çocuklarda ağız kokusuna dikkat! Sinüzit olabilir…
Çocuklarda ağız kokusuna dikkat! Sinüzit olabilir...

Erişkinlerde çok iyi bilinen “sinüzit” hastalığı çocuklarda da sık rastlanan, önemli bir hastalık. Fakat çoğu kez gözden kaçırılarak ihmal edilebiliyor. Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Baykal çocuklarda sinüzit hakkında önemli bilgiler verdi.

SİNÜZİT NEDİR?

‘Yüz kemikleri arasına yerleşmiş olan havalı boşlukların (sinüslerin) iltihaplanmasıyla ortaya çıkan enfeksiyona sinüzit deniyor. Sinüzitin akut ve kronik (müzmin) olmak üzere iki tipi var. Akut sinüzitte; burun tıkanıklığı, sarı, yeşil veya kanlı burun akıntısı, gözlerin etrafında ağrı, öne eğilmekle artan yüz veya baş ağrısı, ateş belirtileri bulunabilir. Kronik sinüzitte ise bu belirtilerden ziyade koyu burun akıntısı, geniz akıntısı, burun tıkanıklığı ve yerleşmiş bir baş ağrısı daha sık görülüyor. Üç aydan daha uzun süren bir sinüzit kronikleşmiş sinüzit anlamına geliyor.

Burunda tıkanıklığı olan kişiler risk altında. Burun kemiğinin eğri ya da kırık olması, burun etlerinin aşırı büyümesi, polip varlığı sinüzite karşı kişiyi daha hassas hale getiriyor. Alerjisi olanlarda da sinüzit sık görülüyor.

Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Bahadır Baykal, “eğer nezle, grip bir kişide bir haftadan daha fazla sürüyorsa bu durum büyük ihtimalle sinüzittir.” diyor. Özellikle hafif nezle grip hali varken uçak seyahatlerini kesinlikle önermiyoruz, bu şekilde basınç değişikliği yaratan durumlar sinüzit gelişimini kolaylaştırıyor” diye ekliyor. Ayrıca sigara içmek de sinüziti artırıyor.

ÇOCUKLARDA SİNÜZİT BELİRTİLERİ NELERDİR?

Çocuklar da sinüzit geçirebiliyor. Belirtileri çocuğun yaşına göre farklılık göstermekle birlikte, 5 yaşın altındaki çocuklarda baş ağrısını nadir görülüyor. Büyük çocuklarda ise sinüzitte baş ağrısı daha sık oluyor.

Özellikle gece öksürmeleri, geniz akıntısı ve ağız kokusu olan çocuklarda, 10 günden uzun süren burun akıntısı da mevcutsa sinüzit ihtimali akla gelmelidir.” diyen KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Baykal, ”İnatçı ve geçmeyen öksürük sinüzitte geniz akıntısına bağlıdır. Öksürükle birlikte sarı, yeşil burun akıntısı da vardır. Sinüzitte geniz akıntısına bağlı ağız kokusu olabilir. Kişi genellikle dilinde pas tadı olduğunu zanneder, başkası söylemediği takdirde ağız kokusunun farkına varmaz.” diye ekliyor.

SİNÜZİT NASIL TEDAVİ EDİLİR?

KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Baykal, sinüzit tedavisi hakkında şu bilgileri veriyor:

“Sinüzit tedavisinde ilk seçenek ilaçla tedavidir. Bu amaçla antibiyotikler, burun akıntısı ve burun içindeki dokuların şişliğini azaltan ilaçlar (dekonjestanlar) ve üst solunum yollarını temizleyen buradaki koyu salgıları azaltan ilaçlar birlikte kullanılır. Son zamanlarda özellikle çocuklarda sinüzite bağlı gelişen komplikasyonlara oldukça sık rastlamaya başladık. Göz çevresinde ve göz kapaklarında kızarıklık ve şişlik geliştiğinde iltihabın göze yayıldığını ve göz de ciddi hasar yapabileceğini unutmamak lazım. Bu durumda çocuğunuzu mutlaka acil olarak KBB doktoruna götürmelisiniz. Erişkinler için de bu durum geçerlidir. 7 günü geçen koyu renkli burun akıntısı, yüksek ateş ve şiddetli baş ağrısı olan hastalarda antibiyotik tedavisi 10-14 gün süreyle mutlaka uygulanmalıdır.”

Op. Dr. Bahadır Baykal, ameliyat gerektirebilecek ileri vakalar hakkında ise şu bilgileri verdi:

”Akut sinüzitler de komplikasyon gelişmediği sürece ameliyata çok nadir gereksinim duyulur. Eğer kişi uzun süren ilaç tedavisinden fayda görmemiş ve sinüziti kronikleşmişse ameliyat alternatif bir yöntem olarak düşünülmelidir. Tomografi ile kronik sinüzitinin değerlendirilmesi yapılan hastanın,burun kemiği eğriliği, burun eti büyümesi yada polipi varsa sinüzitle beraber bunlarda tedavi edilmelidir.”.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Site sponsorumuz 1xbetm sitesine teşekkür ederiz instagram takipçi satın al
grandpashabet
canlı casino siteleri
bedava bonus
elexusbet giriş
elexusbet
süpertotobet
meritroyalbet
meritroyalbet giriş
meritroyalbet giriş
slot siteleri
vdcasino
betvole
porno izle
kadıköy escort
istanbul escort
pendik escort
gaziantep escort
viagra fiyat
Erotik Film izle
meritroyalbet
bursa escort portbet
pendik escort

gaziantep escort

konya escort

Diyarbakır Ofis Escort

çankaya escort
http://www.bahissitesiara.com/
http://www.profescort.com/